
SEBE HALKI VE ARİM SELİ
Sebe halkı, Güney Arabistan'da yaşamış olan dört büyük uygarlıktan
biridir. Sebe kavmini anlatan tarihi kaynaklar, bu kavmin Fenikeliler
gibi yoğun ticari faaliyetlerde bulunan bir devlet olduğunu söylerler.
Sebeliler, tarihte medeni bir kavim olarak bilinmişlerdir. Sebe
hükümdarlarının yazıtlarında "onarma", "vakfetme", "inşa etme" gibi
kelimeler ağırlıktadır. Bu kavmin en önemli eserlerinden olan Marib
Barajı da, ulaştıkları teknolojik seviyenin önemli göstergelerindendir.
Marib Tapınağı'nın kalıntıları |
Sebe Devleti, bölgenin en güçlü ordularından birisine sahipti.
Ordusu sayesinde yayılmacı bir politika izleyebiliyordu. Gelişmiş
kültürü ve ordusuyla Sebe Devleti, tam anlamıyla zamanında o bölgenin
bir "süper gücü" idi. Sebe Devleti'nin bu güçlü ordusundan Kuran'da
da bahsedilmektedir. Sebe ordusunun komutanlarının Kuran'da aktarılan
bir ifadesi, bu ordunun kendisine ne kadar güvendiğini göstermektedir.
Komutanlar, Sebe'nin kadın yöneticisine (Melikesi'ne) şöyle derler:
... "Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız.
İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz
uygularız)." (Neml Suresi, 33)
Sebe ülkesinin başkenti, bulunduğu coğrafyanın avantajlı konumu
sebebiyle oldukça zenginleşmiş olan Marib idi. Başkent, bölgede
bulunan Adhana Irmağı'nın çok yakınındaydı. Bu nehrin Cebel Balak'a
girdiği nokta, baraj yapımına çok uygundu; bundan yararlanan Sebeliler
de daha uygarlıklarını kurma aşamasındayken buraya bir baraj inşa
etmişler ve sulama yapmaya başlamışlardı. Bu baraj sayesinde de
çok ileri bir refah seviyesine kavuşmuşlardı. Başkent Marib, o dönemin
en gelişmiş şehirlerinden bir tanesiydi. Bölgeyi gezen ve bu diyarı
oldukça öven Yunanlı yazar Pliny, buranın ne kadar yeşil bir bölge
olduğundan bahsetmekteydi.
Marib'deki bu barajın yüksekliği 16 metre, genişliği 60 metre ve
uzunluğu da 620 metreydi. Hesaplara göre baraj aracılığıyla sulanabilen
toplam alan 9.600 hektardı ki, bunun 5.300 hektarı güney, geri kalanı
ise kuzey ovasına aitti. Bu iki ova, Sebe kitabelerinde bazen "Marib
ve iki ova" diye anılırdı. İşte Kuran'daki "sağdan ve soldan iki
bahçe" ifadesi, muhtemelen bu iki vadideki gösterişli bağ ve bahçelere
işaret eder. Bu baraj ve sulama tesisleri sayesinde bölge, Yemen'in
en iyi sulanan ve en verimli kesimi olarak ün yapmıştı. Fransız
J. Holevy ve Avusturyalı Glaser, Marib setinin çok eski devirlerden
beri var olduğunu yazılı belgelerle ispat ettiler. Himer lehçesiyle
yazılan belgelerde bu barajın ülke topraklarını verimli kıldığı
yazılıydı.
MS 542 yılında yıkılan baraj, Kuran'da bahsedilen "Arim seli"ne
yol açmış ve büyük tahribata neden olmuştu. Sebe halkının yüzlerce
seneden beri işletmekte olduğu bağları, bahçeleri ve tarım alanları
tamamen yok olmuştu. Barajın yıkılmasından sonra Sebe kavminin de
hızlı bir gerileme sürecine girdiği görülmektedir; barajın yıkılmasıyla
başlayan bu sürecin sonunda Sebe Devleti'nin de sonu gelmiştir.
Yukarıda belirttiğimiz tarihsel gerçekler ışığında Kuran ayetlerini
incelediğimiz zaman, ortada çok somut bir uyum olduğunu görürüz.
Arkeolojik bulgular ve tarihsel gerçekler, Kuran'da yazanlara işaret
etmektedir. Ayette belirtildiği gibi, kendilerine gönderilen peygamberin
uyarılarını dinlemeyen ve Rabbimizin nimetine nankörlük eden halk,
sonunda korkunç bir sel felaketiyle cezalandırılmıştır. Kuran'da
Sebe Devleti'ne gönderilen sel felaketi şöyle tarif edilmektedir:
Andolsun, Sebe' (halkı)nın oturduğu yerlerde
de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi.
(Onlara demiştik ki:) "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin.
Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabb(iniz var)." Ancak onlar
yüz çevirdiler, böylece Biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve
onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az
bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. Böylelikle
nankörlük etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete)
nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız? (Sebe Suresi,
15-17)
 |
 |
Yukarıda
ve yanda yıkıntılarına ait resimleri görülen Marib Barajı,
Sebe halkının en önemli eserlerinden birisiydi. Kuran'da bahsedilen
Arim seli ile beraber bu baraj yıkıldı ve Sebe Devleti ekonomik
yönden zayıflayarak bir süre sonra yıkıldı. |
Kuran'da Sebe kavmine gönderilen azaptan "Seyl-ül Arim" yani "Arim
seli" olarak bahsedilmektedir. Kuran'da geçen bu ifade, aynı zamanda
bu selin meydana geliş şeklini göstermektedir. Zira "Arim" kelimesinin
anlamı, baraj ya da settir. "Seyl-ül Arim" kelimesi de, setin yıkılması
sonucunda meydana gelen bir seli anlatmaktadır. Bu konuyla ilgili
İslam yorumcuları da Kuran'da Arim seli ile ilgili olarak kullanılan
terimlerden yola çıkarak, konuyla ilgili tutarlı yer ve zaman tespitlerinde
bulunmuşlardır. Mevdudi, tefsirinde şöyle yazar:
Metindeki (Seyl-ül Arim) ifadesinde
kullanıldığı gibi "arim" kelimesi "baraj, set" anlamına gelen
ve Güney Arapçasında kullanılan "arimen" kelimesinden türemiştir.
Yemen'de yapılan kazılarda ortaya çıkarılan harabelerde bu kelime
sık sık bu anlamda kullanılmıştır. Mesela Yemen'in Habeşli hükümdarı
Ebrehe'nin büyük Marib Seddinin tamirinden sonra yazdırdığı MS
542 ve 543 tarihli bir kitabede, bu kelime tekrar baraj (set)
anlamında kullanılmıştır. O halde Seyl-ül Arim, "bir set yıkıldığında
meydana gelen sel felaketi" anlamına gelir. "... Ve onların
iki bahçesini, buruk yemişli , acı ılgınlı ve içinde az bir şey
de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük" (Sebe Suresi,
16). Yani setin (barajın) yıkılmasından sonra meydana gelen sel
sonucu bütün ülke harab oldu. Sebelilerin dağların arasına setler
inşa ederek kazdıkları kanallar yıkıldı ve bütün sulama sistemi
bozuldu. Bunun sonucu daha önceden bir bahçe gibi olan ülke yabani
otların yetiştiği bir cangıl haline geldi ve küçük bodur ağaçların
kiraza benzer yemişi dışında yenebilecek hiçbir meyve kalmadı.236
Sütunların yüzeyinde Sebe dilinde yazılmış yazıtlar bulunuyor.
Kutsal Kitap Doğruyu Söyledi (Und Die Bibel Hat Doch Recht)
kitabının yazarı Hıristiyan arkeolog Werner Keller de, Arim selinin
Kuran'a uygun olarak gerçekleştiğini kabul ederek şöyle yazar:
Böyle bir barajın olması ve yıkılarak
şehri tamamen harap etmesi, Kuran'daki bahçe sahipleriyle ilgili
verilen örneğin gerçekten de meydana geldiğini kanıtlıyor.237
Arim seliyle beraber gelen felaketten sonra bölgede çölleşme başlamış
ve tarım alanlarının yok olmasıyla Sebe kavminin en önemli gelir
kaynağı da ellerinden çıkmıştı. Allah'ın kendilerini iman etmeye
ve şükretmeye çağırmasını göz ardı eden halk, sonunda böyle bir
felaketle cezalandırıldı. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya,
Kavimlerin
Helakı, Araştırma Yayıncılık)

236.
Mevdudi, Tefhimül Kuran, c. 4, İnsan Yayınları, İstanbul, s.
517.
237.
Werner Keller, Und die Bibel hat doch recht (The Bible as History;
a Conformation of the Book of Books), William Morrow, New York,
1956, s. 230.
|